Deniz Berktay ile Kuzeyden notlar: Moldova’ya ‘Kıbrıs modeli’

11-12 Temmuz’da, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta NATO zirvesi düzenlenecek. Vilnius, Rusya’nın Kaliningrad iline sadece 160 kilometre mesafede ve NATO üyesi ülkelerin liderleri, Rusya sınırına ilk kez bu kadar yakın mesafede toplanmış olacak. Bunun, Rusya’ya meydan okuma anlamına geldiğini eklemeye gerek yok.

Ukrayna, bu zirvede NATO’ya alınmayı bekliyordu fakat gerek NATO Genel Sekreteri Stoltenberg gerekse ABD Başkanı Biden, -Ukrayna yönetimine yönelik bütün güzel sözlerine rağmen- Ukrayna’da savaş sürerken birliğe alınmasının mümkün olmadığını söylediler. Şimdi Ukrayna, bu zirvede en azından kendisinin savaştan sonra üye olmasını garanti edecek bir kararın çıkması için çalışıyor.

Ukrayna konusunda verilecek kararlar, tabii ki savaş alanındaki duruma göre de şekillenecek. 10 gün kadar önce Ukrayna yönetimi, Rus işgalindeki toprakları geri almaya yönelik karşı taarruza geçmişti. Fakat bu sürede sadece sekiz köy Ruslardan geri alındı. Taarruzun en azından şimdilik tıkandığını Batılı uzmanlar da doğruluyor. Ancak, bazı keşif hareketlerinden sonra önümüzdeki günlerde yeni bir ivmeyle başlayacağı söyleniyor. Önceden de yazdığımız üzere Avrupalı ülkelerin savaşa yönelik desteği, bu taarruzun sonucuna bağlı olacak.

Kıbrıs’a dikkat

Bu ay başında da bilindiği üzere Moldova’da Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesi düzenlenmiş ve Avrupa liderleri, Ukrayna sınırına 20 kilometre mesafede buluşmuştu. Burada AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrel, Moldova topraklarının bir kısmının işgal altında olmasının (doğuda Rus nüfusun olduğu ayrılıkçı Transdinyester bölgesini kastediyor), AB üyeliğine engel olmadığını söyleyerek Kıbrıs Rum Yönetimi’ni örnek göstermişti. Borrel, “Kıbrıs da toprak sorunu olmasına rağmen AB’ye girdi” diye konuşmuştu. Oysa ki uluslararası hukuktan anlayan tarafsız bir gözün göreceği üzere Transdinyester ve Kuzey Kıbrıs sorunları birbirinden çok farklı. 1960’ta kurulan ve sonradan Rumların gasp ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti, kendine özgü statüye sahip bir devletti; egemenliği kısıtlıydı ve tek bir halk değil, iki halk (Rumlar ve Türkler) bu devletin kurucu unsuru olarak kabul edilmişti. Moldova ise 1991’de tam bağımsız oldu; egemenliği kısıtlı değildi, tek bir kurucu halk vardı ve ayrılıkçıların arkasında Rus silahları dışında hiçbir dayanak yoktu. Bazıları, Rusya’nın Kırım’ı ilhakını da Türkiye’nin 1974’teki Kıbrıs Barış Harekâtı’na benzetse de aynı gerekçelerden ötürü ikisi çok farklı konular. Öyle görülüyor ki Kıbrıs konusunda haklılığımız vurgulanmadıkça birileri bu konuda bizi sıkıştırmaya çalışmaktan vazgeçmeyecek.

[email protected]

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x